Kalp Hastalıklarının Tedavisinde Robotik Cerrahi

Kalp hastalıklarının tedavisinde robotik cerrahi

Robotik cerrahi daha çok üroloji, genel cerrahi ve kadın doğum gibi branşlarda yaygın olarak kullanılsa da aslında ilk kez 1997 yılında kalp ameliyatlarında kullanılmak üzere programlandı. Ancak kalp cerrahisi çok komplike bir alan olduğu için diğer branşlardaki gelişimi ve kullanımı daha hızlı ilerledi. Son yıllarda ülkemizde de kalp ameliyatlarında sıklıkla tercih edilmeye başlanan robotik ameliyatların, hem hasta konforu hem de özellikle çocuk vakalardaki olumlu sonuçları nedeniyle pekçok avantajı söz konusudur. Öncelikle küçük bir kesiden göğüs kafesini açmadan gerçekleştirilen robotik kalp ameliyatları sayesinde hasta daha hızlı sürede daha az ağrı ile iyileşir. Ayrıca hastada ameliyat izi gibi kozmetik travmalar da olmaz. Özellikle çocuk hastalarda çok avantajlı bir seçenektir. Çocuk, daha kolay bir cerrahi operasyon sürecinden daha hızlı iyileşerek geçmektedir ve okul hayatına da kısa sürede dönebilmektedir. Ameliyat travması yaşamaz. Ancak hasta seçiminin çok iyi yapılması gereklidir.

Hangi hastalıklarda kullanılabilir?

Robotik kalp cerrahisi en sık koroner kalp hastalıklarında, by-pass cerrahisinde kullanılmaktadır. Bir veya iki damara robotik cerrahi ile by-pass yapmak mümkündür. Bu alanda üç  farklı robot versiyonu geliştirilmiştir. Günümüzde en çok Da Vinci robotu kullanılmaktadır. Bu cihaz aslında uzaya giden astronotları uzaktan tedavi edebilmek için geliştirilmiştir. Robotik kalp cerrahisi mitral kapak tamiri ve değişimi, triküspit kapağın tamiri ve değişimi, sol ve sağ kulakçıklar arasındaki ASD denilen doğuştan bulunan kalp deliğinin kapatılması, kalpte yerleşmiş tümörlerin çıkarılması için çok rahat kullanılabilmektedir. Kalbin ön yüzünü besleyen damara da robotla çok rahat bir biçimde by-pass yapabilmekteyiz. Robotik cerrahi, kalbi durdurmadan tek damara by-pass yapabilme şansı verir. Birden fazla damara robotla by-pass yapmak halen risklidir. Dünyada da çok yapılmamaktadır. Sol meme altından 5 santimlik bir kesi ile atan kalpte by-pass yapma imkanı tanır. Hastayı kalp akciğer pompasına sokmadan ameliyat edebilmek büyük avantajdır. Çünkü hastanın yoğun bakımdan çıkma, iyileşme, taburculuk süresini oldukça kısaltan bir etkendir bu.

Kalp ameliyatlarında robotik cerrahinin avantajları

Her şeyden önce daha küçük kesilerden büyük kalp ameliyatlarının yapılmasına imkan sağlayan robotik kalp cerrahisi, hasta konforu, iyileşme süreci, kozmetik kaygılar, daha az ağrı, yoğun bakımda kalma süresinin bir, hastanede yatış süresinin 3 güne inmesi; hastanın ameliyattan çıkıp aracını kullanarak evine gidebilmesi gibi nedenlerle uygun vakalarda çok daha avantajlıdır. Ameliyat sırasında alanı 20 kat büyüterek cerraha üç boyutlu ve daha detaylı görme imkanı sağlar. Böylece hata yapma şansını azaltır. Hastanede kalış süresinin ve hastane enfeksiyonunun azalması sağlık maliyetini de düşürmektedir. Sağlık kurumları 1 hafta 10 gün yerine 3 günde bir hasta taburcu edebilir. Böylece daha çok hasta bu tedaviye ulaşma şansını yakalayabilir. Psikolojik etkisi de çok önemlidir. Hastalar büyük bir ameliyat geçirmiş gibi hissetmez, hatta ameliyatı unutur.

Çocuk hastalarda robotik ameliyatlar

Robotik cerrahi asıl harikaları mitral kapak tamirinde yaratır. Erişkinlerde ve 40 kilonun üzerindeki çocuklarda ASD (atriyal septal defekt-kalpte delik) ve uygun vakalarda da VSD (ventriküler septal defekt-kalpte delik)  için kullanılabilir.

Kimler robotik cerrahi yapabilir?

Bir kalp cerrahının robotik cerrahi yapabilecek düzeye gelebilmesi için en az 50 vakayı robotu bilen ve kullanan bir cerrahın gözetiminde ameliyat etmiş olması gereklidir. Sadece robotun, yani cihazın eğitimini almak yeterli değildir. Vaka yapmış olmak da çok önemlidir. Ameliyat sırasında kolları nasıl hareket ettireceğinizi teorik olarak değil vaka üzerinde öğrenebilirsiniz. Ani bir hareket işi riske sokabilir. Bunların meydana gelmemesi için iyi bir cerrahtan bu işin eğitimini almış olmanız gerekiyor. Bu nedenlerle ben de Belçika’da tam 3 yıl bu vakalar üzerine çalışarak bunun eğitimini aldım.

Kimlere robotik cerrahi yapılamaz?

Kalp ameliyatlarında robot kullanımı halen her hastalık için mümkün değildir. By-pass’da tek damara robotik cerrahi yapılabilir ama diğer damarlara eğer gerekiyorsa ya açık cerrahi ya da eşzamanlı hibrit girişim dediğimiz bir veya iki damara robotik by-pass, diğer iki damara stent işlemi uygulanabilir. Robotik kalp ameliyatları, yara iyileşmesi daha hızlı olduğu için diyabet hastaları açısından da avantajlıdır. Ancak diyabet hastalarında bir damarın birkaç yerinde problem olabilmektedir. Çünkü bu kişilerde genellikle yaygın bir damar hastalığı söz konusudur. Bir damarın birkaç yerine robotla by-pass yapmak çok ideal olmayabilir. O zaman da belki açık cerrahi düşünülebilir. Aynı anda 5 damarına müdahale edilmesi gereken bir hastada da robotik cerrahi doğru bir seçenek değildir. Ayrıca daha önceden geçirilmiş bir akciğer hastalığı, akciğerin bulunduğu göğüs boşluğunda yapışıklıklar veya kalp zarında yapışıklıklar varsa, robotik cerrahi uygulanmamalıdır.

KALP RİTİM BOZUKLUKLARI

Kalp ritim bozuklukları

Ritim bozukluğu, sanıldığının aksine kalp çarpıntısı ile aynı şey değildir. Ancak kalp çarpıntısı, ritim bozukluğunun habercisi olabilir. Ritim bozukluğu dendiğinde kalbin normalden daha yavaş, normalden daha hızlı veya düzensiz hızda çalışması akla gelmelidir. Kalp, normal hızının dışında çalıştığında kalp kası vücuda yeterli kan pompalayamaz, bu nedenle de halsizlik, baş dönmesi, göğüs ağrısı gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ritim bozukluğu ciddi derecede ise kalp yetmezliği, hatta şok gelişebilir. Kalp hızının üst sınır olan dakikada 100’den, 140 üstü değerlere çıkması olarak görülen kalp çarpıntısında (taşikardi) en kısa zamanda uzman doktora danışmak gereklidir. Kalp hızının 140 üstü değerlere çıkması olarak görülen kalp çarpıntısının nedenlerinin tespitinde EKO testi, tiroid fonksiyonlarına bakılması ve kansızlık olup olmadığının araştırılması gerekir. Bu testlerle kalp çarpıntısının heyecan, stres, hızlı koşma ya da aşırı kafein tüketimi kaynaklı fizyolojik (sinus taşikardi) ya da kalp ritim bozukluğu (aritmik taşikardi) olup olmadığını anlaşılabilir.

Duygusal değişimler nedeniyle kalbin hızlı atması fizyolojiktir ve normaldir. Bunların haricinde yine hiçbir problem olmadığı halde; kansızlık, yüksek ateş, tiroid bezinin fazla çalışması veya panik bozukluklar gibi bazı durumlarda da kalp hızlı atabilir. Bu durumlar da kalbe ait bir ritim bozukluğundan kaynaklanmaz. Ancak çocuklardaki ve gençlerdeki kalp ritim problemlerinin en sık belirtisi çarpıntı olduğundan, çarpıntı şikayeti olan çocuk mutlaka bir çocuk kardiyoloji uzmanı ve tercihen de ritim konusunda yani çocuk elektrofizyoloji alanında eğitim almış bir çocuk kardiyoloğu tarafından görülmelidir.

Ritim bozukluğunun nedenleri

Ritim bozuklukları tek başına ortaya çıkabildiği gibi, geçirilen kalp ameliyatları gibi başka sebeplere bağlı olarak da görülebilir. Bazı aritmi tipleri ise genetik geçişlidir. Eğer aile bireylerinin birinde genetik aritmi varsa, diğer bireylerinde de bu aritmi ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Aritmi, yapısal olarak tamamen normal olan kalplerde ortaya çıkabilir, bazen de kardiyak anormalliğin bulgularından biri olarak görülebilir. Kalp ritmi, ya kalbin idare merkezindeki sorunlar veya ileti yollarındaki kesintiler, fazlalıklar ya da kalbin herhangi bir yerindeki hücre topluluğunun merkezi dinlemeyerek kendi kafasına göre hareket etmesi nedeniyle bozulur. Bu durumda kalp atışları düzensizleşmeye başlar. Kalp, çok yavaşlayabilir (bradikardi) veya çok hızlı atabilir (taşikardi). Miyokardit, kardiyomiyopati gibi kalp kasını tutan bazı hastalıklar yukarıda bahsettiğimiz idare merkezindeki hücrelere hasar verebilir, ya da başka bir bölgede hasara uğrayan hücreler, normal fonksiyonlarını kaybederek başıbozuk ritimler oluşturabilir. Hipertiroidi ve anemide taşikardi, hipotiroidide bradikardi ve bloklar sık görülen ritim bozukluklarındadır. Ayrıca ileti yollarındaki bazı arızalar doğumsal olabilir.  Astım ve soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, çay, kahve ve stres de aritmiye yatkınlığı olan kişilerde ritim bozukluğunu tetikleyici etkiye sahiptir. İleri kalp yetmezliği ve kalp damar hastalıkları ile birlikte seyreden aritmi ölüm nedeni dahi olabilir. Yaşam biçimi de kalp ritmi üzerinde etkilidir. Beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni, aktif ya da hareketsiz yaşam gibi etkenler, ritim bozukluğunu tetikleyebilir. Enerji içeceklerinin aşırı tüketimi, çok şiddetli ritim bozukluklarına neden olabilir. Elektrolit dengesizliği de (kandaki sodyum, potasyum ve magnezyum gibi elementlerin düzeylerinin bozulması) ritim bozukluğuna neden olmaktadır. Kısaca kalp hastalıklarına yol açabilecek bütün riskler, ritim bozukluğu için de bir risktir.

Başka hastalıklara yol açar mı?

Sağlıklı bir erişkinin kalbi dakikada 60-100 kez atar ve bu da belirli bir düzen içinde gerçekleşir. Kişinin normalde kendi kalp atışını rahatsız edici bir şekilde hissetmesi “aritmi” olarak değerlendirilir. Örneğin koşarken, merdiven çıkarken, heyecan sırasında ya da duygusal stres altındayken kalp atışındaki hızlanma dikkat çeker. Ama hiçbir neden yokken kalp atışları hissediliyorsa bu durum kalpte bir sorun olduğu anlamına gelebilir. Ritim bozukluğu, inme riskini de beraberinde getirebilir. Atriyal fibrilasyon (AF) yani anormal kalp ritmi ya da aritmi, altta kalp kapak hastalıkları gibi başka bir kalp hastalığı yatmasa bile inme riskini 4-5 kat artırabilir. Tüm inmelerin yaklaşık üçte birinin aritmiye bağlı geliştiği düşünülmektedir. Ayrıca aritmiye bağlı inme daha ağır bir seyir gösterir ve daha ölümcül seyreder. Aritmide yaşla birlikte inme sıklığı artar. Yaş dışında başka birçok etken de inme geçirme riskini yükseltir. Ritim bozukluğuna diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği, daha önceden inme, geçici iskemik atak veya başka bir damar hastalığı geçirmiş olma öyküsü, kadın cinsiyet gibi durumlar eşlik ediyorsa risk daha da yükselecektir.

Belirtileri nelerdir?

Ritim bozukluğunun en sık belirtisi çarpıntıdır. Kalpte “tekleme” hissi, kalp vuruşlarının düzensiz hissedilmesi, baş dönmesi, göz kararması, göğüste sıkıntı hissi, baskı veya ağrı, senkop (geçici şuur kaybı-bayılma) en sık görülen belirtiler arasındadır. Bu belirtilerden biri veya bir kaçı olduğunda mutlaka bir uzmana başvurmalıdır. Kalp elektrosu ile aritminin türü belirlenebilir ve böylece en uygun tedavi yöntemi seçilebilir. Ancak kalp çarpıntısı sırasında elektrokardiyografi alınamadıysa belirli bir zaman dilimindeki kalp ritmini gösteren ritim “Holter” yapılabilir. Aritmi tanısında bu yöntemlerin yanı sıra; “transtelefonik holter” ve implante edilebilen kaydedici cihazlar da kullanılabilir. Kalpteki yavaşlamalar ileti sisteminde blok göstergesi olabilir ve bunun tedavisi kalıcı kalp pilleri ile yapılırken; kalbin nedensiz hızlanmalarıyla seyreden aritmi tedavisinde ise “radyofrekans ablasyonu” yapılmaktadır.

Çocuklarda ritim bozuklukları

Çocuklarda ritim bozuklukları bazen kandaki biyokimyasal dengedeki değişimler, kalbi etkileyen enfeksiyonlar, madde kullanımı gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ritim bozukluğu olan çocuklarda kalbin hızlı çalışması (çarpıntı), çabuk yorulma, nefes almada zorluk, göğüs ağrısı, terleme, eforla ortaya çıkan bayılma gibi şikâyetler dikkat çeker. Bebeklerde ise halsizlik, emerken çabuk yorulma, hızlı ve sık nefes alma, cilt renginde değişiklik izlenir. Ayrıca ritim bozukluğu uzun süre fark edilmezse kalp yetmezliği, hatta şok bulguları ortaya çıkabilir. Aralıklı olan hızlı aritmilerde, atak arası normal dönemlerde bebekte hiçbir şikayet görülmezken anne ancak atak sırasında bu bulguları gözlemleyebilir veya elini kalbin üzerine koyduğunda, çocuğun kalbinin aşırı hızlı attığını hisseder. Daha büyük çocuklarda; yavaş ritim bozuklukları, en sık çok çabuk yorulma ve yaşıtlarına göre fiziksel efor gerektiren oyunlarda geri kalma veya bayılma şeklinde kendini gösterir. Hızlı ritim bozuklukları ise tipik olarak çarpıntı şeklinde ifade edilir.  Bunların en sık tipi olan SVT’ler genellikle aniden başlayıp, aniden duran çarpıntı ataklarına yol açar. Bazen de yorgunluk, hızlı nefes alma, baş dönmesi, göğüste veya boyun damarlarında çırpınma şeklinde veya göğüs ağrısı şeklinde de ifade edilebilir. Bazen ancak o sırada sayılan nabız veya çekilen EKG ile bunlar teşhis edilebilir. Bayılma yani senkopların da mutlaka nöroloji uzmanından önce çocuk kardiyologları ve özellikle çocuk elektrofizyologları tarafından görülmesi gerekir. Çünkü belirgin bir nöbet bulgusu yoksa, bayılmaların çok büyük çoğunluğu kalp ve damar sistemi ile ilgilidir. Bu hastaların önce nöroloğa gitmesi hem BT, EEG gibi gereksiz testlere hem de teşhis ve tedavinin gecikmesine yol açabilir. Bununla birlikte, bazen ritim bozuklukları uzun süre hiç bulgu vermez, rutin muayene esnasında doktor tarafından veya başka sebeple çekilen EKG ile fark edilebilir. Tehlikeli bazı aritmilerde ilk bulgu bayılma, hatta ani ölüm bile olabilir.   

Çocuklarda bazı ritim bozuklukları geçici olsa da çoğu kalıcıdır. Özellikle taşikardiye neden olan ritim bozuklukları genellikle kalpte doğuştan olan fazla elektrik ileti yollarına bağlıdır. Hastanın yaşı, ritim bozukluğunun tipi ve derecesine göre ilaç tedavisi verilir ya da ablasyon adı verilen işlem yapılır. Ritim bozukluklarının bir kısmının ise, özellikle süt çocukluğu döneminde ortaya çıkanlar, zamanla düzelme eğilimi vardır. İlaçlar sadece ritim bozukluğunu baskılar, kesin çözüm değildir.

Ritim bozukluğunun tedavisi

Ritim bozukluğunun tedavisindeki en temel yaklaşım bu durumu oluşturan anormal kalp dokusunun tahrip edilerek ortadan kaldırılmasıdır. Ritim bozukluğu olan hastada diğer kalp sorunlarının (kapak hastalığı veya koroner arter hastalığı) tedavisi için cerrahi gerekiyorsa, ritim bozukluğunun tedavisi, ek bir cerrahi risk oluşturmadan kolaylıkla uygulanabilir. Bilimsel kılavuzlarda, izole aort kapak hastalıkları, izole kalp by-pass ameliyatları veya her iki ameliyatın aynı anda yapıldığı ameliyatlarda eşlik eden ritim bozukluğu da varsa, bunun da tedavi edilmesi gerektiği, önemle tavsiye edilmektedir. Günümüzde ritim bozukluğunun cerrahi tedavisinde radyofrekans, mikrodalga, lazer, ultrason veya kriyoablasyon (cryoablasyon – dondurma) yoluyla iletim blokaj hatları oluşturmak üzere tasarlanmış̧ yeni teknolojilerin kullanıldığı yöntemler yaygın olarak kullanılmaktadır Bu tekniklerle, lezyonlar ve sonrasında yara dokusu oluşturularak anormal elektriksel uyarıların kalp içinden iletimi engellenir ve doğru yoldan geçen normal uyarı iletimi desteklenmiş olunur. Bunların içinde ameliyat esnasında yapılabilen radyofrekans ve kriyoablasyon en popüler olanlarıdır.

Kriyoablasyon (Dondurma) Yöntemi:

Cryoablation veya kriyoablasyon, tüm dünyada son yıllarda uygulanmaya başlanan, eski yöntemlere oranla komplikasyonları daha az olan bir yöntemdir. Bu yöntemle kalpteki problemli bölgenin eksi 150 ila 170 derece arasında dondurulması söz konusudur. Bu sayede çarpıntı şikayetleri önlenir. Perforasyon (yırtılma) ve tromboemboli (pıhtı atması) riskinin düşük olması ve tam kat lezyon elde edilmesi bu yöntemin en önemli avantajıdır.

Radyofrekans Ablasyon Yöntemi:

Bu yöntemde prensip, radyofrekans enerjisinin ısısının kullanılarak, “atriyum endokard”ının belirli bölgelerinde tam kat lezyonlar oluşturmaktır. Bu şekilde, hem ritim bozukluğunu tetikleyen odakların bulundukları yerde izolasyonu; hem de dalga şeklinde ilerleyen büyük yeniden giriş devrelerin yeni oluşturulan lezyonlara ve doğal anatomik engellere takılarak ilerlemesi engellenir. Kateter ile kasık yolundan kalbe ilerlenir. Kateterin ucu kayıt cihazına bağlanarak kalp içi EKG kayıtları alınır ve araştırma ile çarpıntı yapan odak bulunur. Daha sonra yine kateter yardımıyla radyo frekans enerjisi verilerek bu bölge tahrip edilir ve böylece sorumlu odak ortadan kaldırılır. Ablasyon yöntemi ile ritim bozuklarının çoğunda yüzde 90’ın üzerinde başarı sağlanabilir. Bu yöntem ile kalp çarpıntısı ortadan kaldırılır ve hastalar ömür boyu ilaç kullanmaktan kurtulur. İlaç tedavisi ile başarılı olunamayan vakalarda “radyofrekans ablasyonu” tercih edilir.

Ritim bozukluğunun erken dönemde kontrol altına alınması ve tedavi edilmesi, hastalığın ölümcül boyutlara ulaşmasını önleyecektir. Bu nedenle her çocuk okula başlamadan önce mutlaka bir kalp taramasından geçirilmelidir. Özellikle anaokulu ve ilköğretim döneminde yaptırılacak muayene, EKG ve EKO ile ileride ritim bozukluğu nedeniyle yaşanan ani ölümlerin önüne geçilebilir. 20’li yaşlarda bile ortaya çıkabilen kalp yetersizliği engellenebilir.

Ritim bozukluklarının bir kısmı da kalp pilleri ile tedavi edilebilir. Kalp pili takılan hastanın sürekli kontrol altında tutulması gerekir.

Prof. Dr. Bakır: Oruçla metobolizma dinlenir

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Robotik Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Bakır, hangi tür kalp hastası olursa olsun, düzenli ilaç kullanmak zorunda olan hastaların oruç tutmak için ilaçlarını aksatmaması gerektiğini söyledi. Oruç tutmanın aslında metabolizma açısından çok faydalı olduğunu kaydeden Bakır, “Aç kalınca vücut pankreasa insülin salgıla emri vermez. Bu, organlar için bir nevi dinlenmedir aslında. Sadece yılda 1 aylık bir periyod için değil orucun yıl içine yayılarak belki haftada 1 gün de olsa tutulması gerektiğini düşünüyorum. Hem metabolizma dinlenir hem de bir nevi ramazan ayına hazırlık yapar” diye konuştu.

Prof. Dr. İhsan Bakır, açık kalp ameliyatı geçirmiş bir hastanın, kendini iyi hissetse dahi kemik iyileşmesi açısından ameliyattan ancak 2 ay sonra oruç tutabileceğini ifade ederek, “Robotik by-pass ameliyatı olan hastalar için bu kadar beklemeye gerek yok çünkü robotik kalp ameliyatlarında göğüs kemiğini (iman tahtası) kesmeden ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Kalple ilgili sorunu olan bir hasta eğer düzenli ilaç kullanıyorsa ve doktoru bu ilaçları kesinlikle düzenli alması gerektiğini tavsiye etmişse oruç tutmak için ilaçlarını atlamamalı. Mesela diyabet ilacı alanlar, insülin kullananlar, atriyal fibrilasyon veya pıhtı atma riski nedeniyle günde bir kezden fazla kan sulandırıcı kullanmak zorunda olanlar veya kalp kapak hastalarının oruç tutması hasta açısından sakınca doğurabilir. Kalp hastaları takipli hastalar olduğu için en azından aile hekiminin kontrolünde oruç tutup tutmayacağına karar verilebilir” dedi.

‘HAFTADA BİR GÜN ORUÇ METABOLİZMA İÇİN FAYDALI’

Oruç tutmanın aslında metabolizma açısından çok faydalı olduğuna değinen Prof. Dr. İhsan Bakır, “Aç kalınca vücut pankreasa insülin salgıla emri vermez. Bu, organlar için bir nevi dinlenmedir aslında. Anlık şeker yüklenmeleri olsun, insülin salgılanması olsun ya da karaciğer enzimlerinin devreye girip metabolizmayı hızlandırması olsun, hepsi bir süreliğine durur. Bağırsaklardan dahi beyne uyarı gitmez, beyin de ilgili hormonları salgılamaz. Hormonları ve hormon salgılanma oranları istirahatte olan kişinin metabolizması da yavaşlar. Vücudun bundan pozitif yönde etkilenmesi tıbbi açıdan da her zaman beklenen bir durumdur. Ben, bir kalp damar cerrahı olarak sadece yılda 1 aylık bir periyod için değil orucun yıl içine yayılarak belki haftada 1 gün de olsa tutulması gerektiğini düşünüyorum. Hem metabolizma dinlenir hem de bir nevi ramazan ayına hazırlık yapar gibi düşünülebilir” diye konuştu.

TİROİD BOZUKLUĞU OLANLAR DİKKAT!

Tiroid bozukluğu olan hastaların da oruç tutmasının sakıncalı olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Bakır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hastanın tiroid fonksiyonlarında bozukluk vardır, çok sık su içmesi gerekiyordur, metabolizması hızlıdır, bu kişiler için geçerli değil yukarıda söylediklerim. Bağışıklık sistemi zayıf hastalar da gıdadan mahrum kalıp gerekli kaloriyi almadığında enfeksiyona daha yatkın oluyor. Bu tür hastaların mutlaka yeterince kalori alarak oruç tutması ya da hiç tutmaması gerekli. Kalorisi zengin gıdalardan sık sık kısa aralarla beslenmesi gerekiyor çünkü. Bir de sigara meselesi var. İftarda aç karna ve sahurda yatmadan önce içilen sigara, sadece kalp hastalarında değil sağlıklı kişilerde bile ani kalp krizlerine yol açabilir. Hele ki iftarda ardı ardına sigara içilmesi kalp krizi açısından çok daha tehlikeli. Uzun süren açlık ve susuzluk döneminden hemen sonra vücut enerji, oksijen tüketimi, sıvı ve elektrolit dengesini henüz kurmamışken, sigaranın içerdiği zehirlerin damarlarda bolca dolaşması aritmi, yüksek tansiyon, damarda ani büzüşme ve daralmanın yanı sıra damar sertliğini oluşturan yağ birikintilerinde kanama ve küçük yırtıklar yaparak kalp krizini tetikleyebilir.”

Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)

BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMI AORTU BİLE YIRTAR

Bilinçsiz antibiyotik kullanmak riskli grupta yer alan hastaları öldürebilir

Uzmanlar, idrar yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürree gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde yaygın kullanılan “florokinolon” grubu antibiyotiklerdeki gizli tehlikeye dikkat çektiler

Doktor kontrolü olmadan, test yapılmadan kullanılan bazı antibiyotikler, riskli hastalarda ölümcül olabiliyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) uyarısına göre, “florokinolon” grubu ilaçlar riskli hastalarda doktor kontrolünde dahi çok dikkatli kullanılmalı, çünkü ölümcül olabilen aort yırtılmalarına yol açabiliyor. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi’nden kalp damar cerrahisi uzmanı Prof. Dr. İhsan Bakır, “Hekimler de özellikle aile hekimi veya acil hekimleri enfeksiyon bulgusu ile gelmiş hastaya antibiyotik başlamadan önce mutlaka antibiyogram testi yapmalı ve ona göre antibiyotik yazmalı” dedi.
Konuya ilişkin geçen aylarda hasta ve sağlık profesyonellerine yönelik bir uyarı yayımlayan FDA, idrar yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürree gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde yaygın kullanılan “florokinolon” grubu antibiyotiklerin riskli hasta gruplarında kullanımının kısıtlanması, mümkünse başka ilaçlar tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Çünkü bu ilaçlar düz kas hücresinin DNA’sında değişikliğe yol açarak bu kasların hücre düzeyinde tahribatına neden oluyor. Bu da aort damarlarında incelmelere, balonlaşmaya hatta yırtılmalara neden olarak ölümcül kanamalara yol açabiliyor.

“Yırtılır gibi bir ağrı”
Aort anevrizması yırtılmaları, her 100 bin kişinin 5’inde, yani nadiren görülse de bu vakaların yüzde 40’ı maalesef daha hastaneye ulaşmadan ölüyor. Hastaneye ulaştırılabilen hastaların yüzde 50’si ise ilk 48 saatte kaybediliyor. Erkeklerde kadınlardan iki kat daha fazla görüldüğünü anlatan Prof. Dr. İhsan Bakır, “Akut (ani gelişen) hasta grubunu genellikle 50 – 55 yaş grup oluşturuyor. Kalp yetmezliği bulguları, göğüs ağrısı, şiddetli sırt ağrısı ile seyrediyor. Hastalar genellikle, ‘Çok şiddetli, yırtılır gibi ağrım var’ diye başvuruyor” diye konuştu.

‘Ciddiye alınmalı’
Prof. Dr. Bakır, FDA’nın yayımladığı bu uyarının hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri açısından çok ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Antibiyotiklerin bilinçsiz veya kontrolsüz kullanımının dirençli enfeksiyonlara yol açması ve toplumda antibiyotik direncinin artışına neden olduğu için yeterince tehlikeli bir durum olduğuna dikkat çeken Bakır, “Aort anevrizması ve yırtılmalarına yol açabileceğine yönelik bilgiler çok yeni olsa da ölümcül riskleri bakımından ciddiye alınması gerekiyor” diye konuştu.

Okul çağındaki 100 çocuktan 2’sinde kalp anomalisi görülüyor!

kalp cerrahisi

Yılda yaklaşık 1.35 milyon doğumun gerçekleştiği Türkiye’de, ani kalp ölümlerinden kalp kapak sorunlarına, hatta kalp nakline dek pek çok istenmeyen sonuca yol açan doğumsal kalp hastalıkları, her 1000 bebekten 8’ini etkiliyor ve doğumsal hastalıklar arasında birinci sırada yer alıyor. Konjenital (Doğumsal) kalp hastalıkları ile doğan bebeklerin yüzde 25’i bir girişim veya ameliyata ihtiyaç duyuyor. Bu bebeklerin yaklaşık yüzde 15’i, çoğu kez zamanında teşhis veya tedaviye ulaşamadığı için 18 yaşına ulaşamadan kaybediliyor.

Her çocuğun en azından okula başlamadan önce basit bir EKG taramasından geçirilerek okul çağı çocukları arasında da sıkça rastlanan ani kalp ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri olan doğumsal kalp anomalilerinin yaratacağı kötü sonuçlardan korunabileceğini söyleyen Robotik Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Bakır, “Bu çocuklar arasından takibe alınmazsa hayati risk oluşacak, kalp nakline kadar gidebilecek vakalar çıkabiliyor. Biz, Sağlık Bakanlığı ile Bakırköy ve Çekmece Bölgesi Genel Sekreterliğim sırasında 2013-2016 yılları arasında okul çağı çocukları için bir online tarama programı gerçekleştirdik. İstanbul ve Edirne bölgesinde 19 ilçede 637 bin çocuk hedeflendi ve yaklaşık 375 bin çocuk tarandı. Yaklaşık 47 bininde şüpheli bulgular saptandı ve muayeneye yönlendirildi. Bunların da bin 500’ünde yapısal, iletimsel veya her ikisinin bir arada görüldüğü kalp problemleri saptandı ve tedavilerine başlandı. Bu çocukların hepsi aileleri tarafından sağlıklı olduğu düşünülen çocuklardı. Bu da şu anlama geliyor, doğum öncesi taramalarda doğumsal kalp anomalileri atlanabiliyor. Zaten hamilelik sırasındaki taramalarda çoğu zaman doğumsal kalp hastalıklarının sadece ağır formları tespit edilebiliyor” dedi.

Pediatrik Kalp Damar Sorunları Nelerdir?

BÖYLE BİR ÇOCUĞUN GREYFURT YEMESİ BİLE RİSKLİ

‘Örneğin kalbinde iletimsel sorun olan bir çocuğun bazı antibiyotikleri kullanması, greyfurt gibi bazı meyveleri yemesi, kola gibi kafeinli içecekler tüketmesi bile hayati risk taşıyor” diyen Prof. Dr. Bakır, aileleri de uyardı: “Çocukta herhangi bir hastalık belirtisi yoksa aile bunu nereden bilecek? İstatistiklere göre her 100 öğrenciden 2’sinde anomali beklenir. Bu çocuklar için ameliyat da gerekebilir ilaçla da takip edilebilirler. Yeter ki taramadan geçip kontrol altında tutulsunlar. Anne babalara tavsiyem, çocukları ilkokula başlarken mutlaka bir kez EKG çektirsin. Doğar doğmaz EKO yapılmadığı için hiç değilse okula başlarken tarama yaptırılsın ki bir sorun varsa erkenden kontrol altına alınsın. Kalp anomalileri en çok 10-15 yaşlarında ortaya çıkmaya başlıyor. Çünkü organ yoruluyor o yaşa kadar. O aşamaya gelmeden erkenden önlem alınması çok daha iyi” dedi.

AİLE ÖYKÜSÜ DE ÖNEMLİ

Çocukluk çağında ani kardiyak ölüm (SCD) ve ritim bozuklukları hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Bakır, “Ani kardiyak ölüm genellikle daha önceden sağlıklı olan bir çocukta semptomların başlangıcından sonraki 1 saat içinde gelişen beklenmedik kalp damar nedenli ölümlerdir. En sık nedenleri, kalpteki yapısal ve fonksiyonel hastalıklar, aritmiler ve doğumsal kalp hastalıkları içinde ise özellikle aort darlıkları, yırtıkları ve Marfan sendromu ile doğumsal koroner anomalilerdir” dedi.

Çocukta egzersizle, korkuyla veya heyecanla ilişkili senkop (ani bayılma), nöbet geçirme, ateşin tetiklediği bayılmalar, özellikle egzersiz sırasında hızlı ve düzensiz kalp atım hızının en sık görülen belirtiler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bakır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aile öyküsünde ise kalp hastalığı hikayesi veya 40 yaş öncesi ani kardiyak ölüm, bazı doğumsal kalp hastalığı hikayelerinin olması, ailede açıklanamayan bayılma veya nöbet geçiren bireylerin olması, ani bebek ölüm sendromu öyküsü varlığı, çocuk açısından göze çarpan ailesel risk faktörleridir.”

Haber içeriği

AKUT ROMATİZMAL ATEŞ

Akut Romatizmal Ateş

Az gelişmiş ve ve gelişmekte olan ülkelerde edinsel (doğumsal olmayan, sonradan edinilen) kalp hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri akut romatizmal ateştir. Her toplumda yüzde 3 ila 6 oranında romatizmal ateşe duyarlılık vardır. En sık 5-15 yaş arasında görülmekle birlikte 5 yaş altındaki hastalar toplam sayının yüzde 3-5’ini oluşturur. Tanı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da geçirilen “Jones kriterleri” ile konur. İlk atak sırasında geçirilmiş streptokok enfeksiyonu kanıtlanırsa iki majör ya da bir majör ve iki minör bulgunun varlığı romatizmal ateş tanısı için çoğu zaman yeterli olmaktadır. Akut romatizmal ateşin tedavisi ve sekellerinin önlenmesi için tanısının çabuk ve doğru olarak konulması ve streptokok enfeksiyonun tedavisi, antienflamatuvar tedaviyle enflamasyonun hızlıca yatıştırılması ve varsa kalp yetersizliğinin tedavisi, streptokok enfeksiyonuna karşı profilaksi (korumaya yönelik tedavi) uygulanarak akut romatizmal ateşin tekrarının önlenmesi gereklidir.

Jones kriterlerine göre tanı konurken iki majör veya bir majör, iki minör bulgu ile birlikte geçirilmiş streptokok enfeksiyonunun kanıtlarının (boğaz kültürü, kızıl, artmış ASO titresi) bulunması yeterli olmaktadır. Yutma sırasında artan boğaz ağrısı ve yüksek ateş semptomlarıyla birlikte tonsillofarengeal eksuda (bademcik iltihabı) ve ağrılı servikal adenopati (boyun bölgesindeki lenflerde şişlik) bulgusu, Grup A streptokok farenjitini doğrulamaktadır. Kültürde üreme olan her hastaya tedavi verilmelidir.

Strepkokoksik farenjit için uygun antibiyotik tedavisine, ilk 7-8 gün içinde başlanırsa akut romatizmal ateş gelişimi önlenebilir. Boğaz kültürü sonucu alınana kadar, antibiyotik tedavisi 1-2 gün bekletilebilir. Ancak hastada önceden geçirilmiş akut romatizmal ateş hikayesiyle beraber farenjit bulguları varsa antibiyotik tedavisine hemen başlanır. Sonradan kültür negatif çıkarsa tedavi kesilebilir. Streptokoksik farenjitli hastayla temas eden kişilere, hastanın kardeşleri veya beraber yaşadığı aile fertlerine de boğaz kültürü yapılmalı, pozitif bulunursa antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır.

Akut romatizmal ateş geçiren her hastada yatak istirahati zorunludur. İstirahat süresi karditin de (kalp kapaklarının iltihaplanması-kalp romatizması) eşlik edip etmediğine ve derecesine göre değişir. Yalnız poliartritle (çoklu eklem iltihabı) seyreden vakalarda 1-2 haftalık yatak istirahati yeterlidir. Artrit semptomları düzelen çocuklar 4-6 hafta sonra okula başlayabilirler. Hafif karditli hastalar da 6 hafta sonra okula başlayabilir. Ancak bu süre boyunca aşırı aktivite engellenmelidir. Orta-ağır karditli çocuklar aktivite bulguları geçene ve kalp yetersizliği kontrol altına alınana kadar ev istirahatine devam etmelidir. Okula 8-12 hafta sonra başlayabilirler ve bu süre boyunca aşırı aktivite kısıtlanır. Hastanın durumuna göre doktor kontrolünde antibiyotik, kan sulandırıcılar, kortizon ve antienflamatuar tedavilerin yanı sıra kalp yetersizliği de eşlik ediyorsa tuzsuz diyet ve kalp yetersizliğinde kullanılan ilaçlar tedaviye eklenir. Ağır kalp yetersizliğine neden olan kapak bozuklukları içinse cerrahi tedavi gerekebilir.

Akut Romatizmal Ateş Sonrası Kalp Kapak Tamiri / Değişimi: Akut romatizmal ateş sonrası özellikle mitral kapak tutulumu sık görülmektedir.  Mitral kapakta meydana gelen kireçlenme ve tahribat neticesinde daralma veya daralma ve yetersizlikle birlikte oldukça sinsi seyreden bu tablo bazen hiçbir belirti vermeden senelerce devam edebilir. Ancak belirti vermeye, yani hastanın klinik durumunu bozan çarpıntı, nefes darlığı ve efor kapasitesinde azalma başladığında; kalp kasında ciddi tahribat söz konusudur. Bu nedenle akut romatizmal ateş tanısı konmuş hastaların her sene ekokardiyografi ile kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi çok önemlidir. Yapılan bilimsel çalışmalar ve yeni kılavuzlar artık bu tür hastaların erken teşhisle ortaya çıkarılmasının ve hastalarda çarpıntı başlamadan, kalp odacıkları büyümeden, kalpte fonksiyon kaybı olmadan ve akciğer basıncı artmadan erkenden ameliyat edilmesinin, yaşam kalitesi ve survival (uzun yaşam) açısından pozitif katkı sağladığını ortaya koymuştur. Mitral kapak tamirinin kapak değişimine üstünlüğü tartışılmaz. Kan sulandırıcı ilaçların kapak tamiri yapılan hastalarda kullanımının olmaması hem hasta konforu hem de ilaçların fazla veya az kullanımından kaynaklanan kanama ve felç gibi ölümcül komplikasyonlardan koruması açısından çok önemlidir. Akut romatizmal ateş tanısı sonrası erken dönemde yakalanan mitral kapak darlığı ve/veya kaçaklarının tamiri de o denli başarılı olmaktadır. Geç dönemde tanısı konan ileri evre kireçlenmiş ve daralmış kapakların tamir şansı çok az olmaktadır. Bu hastalardan yaşı 60 ve üzerinde olanlara biyolojik kapak değişim yapılırken, 60 yaş altına mekanik kapak değişimi tercih edilir.

Robotik Kalp Kapağı Ameliyatı: Gerek tamir, gerek değişimde mitral kapak cerrahisi ROBOT yardımı ile kaburgalar arasından yapılan 5-6 santimlik küçük bir kesi ile rahatça gerçekleştirilmektedir. Eskiden olduğu gibi göğüs kemiği (sternum-iman tahtası) boydan boya kesilmediği için ameliyat sonrası hastanın kozmetik olarak mükemmel bir görünümü olurken, daha az ağrısı olmakta ve yoğun bakımla birlikte hastane kalış süresi oldukça kısalarak 3-4 güne inebilmektedir.

Robotik  Kalp Kapağı Ameliyatı hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız

PROF. DR. BAKIR: “UZUN YAŞAMAK İÇİN SİGARAYI BIRAKIP BİSİKLET ALIN”

Kalp ve Damar hastalıklarıyla en iyi mücadele yönteminin egzersiz ve doğru beslenme olduğuna dikkat çeken Kalp Cerrahı Prof. Dr. İhsan Bakır, “Kalbin en büyük düşmanı olan sigarayı bırakarak sağlıklı yaşama ilk adımı atabilirsiniz. İlk iş olarak gidip sigaraya verdiğiniz parayla kendinize bir bisiklet alabilirsiniz. Kalp sağlığı haftasını kendinize milat kabul edip bir adım atabilirsiniz” diye konuştu.

Kamu Hastaneleri Birliği Çekmece Bölgesi Genel Sekreterliği, Dünya Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla bir açıklama yayınladı. Genel Sekreter ve Kalp Cerrahı Prof. Dr. İhsan Bakır, kalp sağlığına dikkat çekmek adına toplumda bilinç oluşturulması gerektiğini ifade etti. Türkiye’de ve dünyada ölüm vakalarında kalp hastalıklarının ilk sırada olduğuna dikkat çeken Bakır, “Dünyada her yıl 18 milyon insan kalp ve damar rahatsızlıkları sonucu hayatını kaybediyor. 2020’de bu rakamın 25 milyonu geçeceği tahmin ediliyor. Hastalıkla mücadele için ilk olarak bireyin adım atması gerek. Kalbin en büyük düşmanları sigara, stres, hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme. Sağlıklı bir kalp için düzenli egzersiz, yeterli uyku, sigarasız bir hayat, stresten uzaklaşmak, omega değeri yüksek gıdalar tüketmek ve düzenli kalp kontrolü yaptırmak önemli. Kalp Sağlığı haftası dolayısıyla sigara tiryakilerini yeni bir başlangıç yapmaya davet ediyorum. Gelin sağlıklı bir hayat için ilk adımı Kalp sağlığı haftasında yapın ve sigara içmeyerek biriktirdiğiniz paralarla ilk olarak kendinize bir bisiklet alabilirsiniz veya düzenli yürüyüşlere çıkabilirsiniz. Yeter ki kalbiniz için iyi bir şey yapın” diye konuştu.

Türkiye’de ilk defa kalp temelli ölümlerin önüne geçmek adına bir proje başlattıklarına dikkat çeken Prof. Dr. İhsan Bakır, ” 2013 yılında Online Kalp Sağlığı Tarama Projesi’ni başlattık. Proje ile şu ana kadar İstanbul ve Edirne’ye bağlı 15 ilçede bulunan 541 okulda 463 bin 173 öğrencinin EKG taraması yapıldı. Kalp hastalığı bulguları saptanan 995 öğrenciden 66’sı ameliyat edilirken, diğerleri de yakın takibe alındı. Proje kapsamında 22 ilçede bulunan 1083 okuldaki 1 milyon öğrencinin 2016 yılı sonuna kadar EKG’sinin çekilmesi hedefleniyor. Kalp sağlığı için erken tanı büyük önem taşıyor. Amacımız ani ölümlerin önüne geçmek. Hastalığı gelişmeden önlemek. Sinsi seyreden kalp rahatsızlıklarını bu proje ile önlemek istiyoruz. Çocuklarımızı kaybetmeyelim istiyoruz. Kalp hastalıkları yüzde 90 çözümlenebilir” diye konuştu.

Bilinçsiz Antibiyotik Kullanımı Aort Yırtılmalarına Dahi Neden Olabilir’

AMERİKAN Gıda ve İlaç Dairesi FDA’in yayınladığı yeni bir araştırmaya göre yan etkileri daha öncesinden de tartışmalı olan florokinolon grubu antibiyotikler aort damarı yırtılmalarına yol açabiliyor.

AMERİKAN Gıda ve İlaç Dairesi FDA’in yayınladığı yeni bir araştırmaya göre yan etkileri daha öncesinden de tartışmalı olan florokinolon grubu antibiyotikler aort damarı yırtılmalarına yol açabiliyor. Yapılan yeni bir çalışmaya göre de bu antibiyotiklerin riskli hastalarda doktor kontrolünde bile çok dikkatli kullanılması gerekiyor.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Bakır belirti vermeden, sinsi ilerleyen ve doğrudan damarın yırtılmasıyla kendisini gösteren aort anevrizmasının ölüm riskinin çok yüksek olduğunu söyledi. Prof. Dr. Bakır, ailede veya hastanın kendisinde yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, ailesinde ani ölüm vakası, tansiyona bağlı inme veya beyin anevrizması, diyabet, bayılma, aort yetmezliği ve benzeri sorun olanların aort anevrizması açısından risk taşıdığını belirtti ve şunları söyledi:

“Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA, konuyla alakalı hasta ve sağlık profesyonellerine yönelik 20 Aralık’ta ciddi bir uyarı yayınladı. Buna göre idrar yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak tercih edilen ‘florokinolon’ grubu antibiyotiklerin riskli hasta gruplarında kullanımı kesinlikle kısıtlanmalı, mümkünse başka ilaçlar tercih edilmeli. Çünkü bu ilaçlar düz kas hücresinin DNA’sında değişikliğe yol açarak bu kasların hücre düzeyinde tahribatına neden oluyor. Bu da aort damarlarında incelmelere, balonlaşmaya hatta yırtılmalara neden olarak ölümcül kanamalara yol açabiliyor. FDA’in yayınladığı bu uyarının hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri açısından çok ciddiye alınması gerekiyor.”

‘SAĞLIK BAKANLIĞI DA KAS İSKELET SİSTEMİ RİSKLERİ İÇİN UYARMIŞTI’

Prof. Dr. Bakır, “FDA, bu uyarıyı 2015 ve 2018 yıllarında yapılan bilimsel çalışmalara dayandırıyor. En son araştırma ise 19 Eylül’de saygın tıp dergilerinden JAMA’da yer aldı ve FDA de bunun üzerine bu uyarıyı yayınladı. Antibiyotiklerin bilinçsiz veya kontrolsüz kullanımı zaten dirençli enfeksiyonlara yol açması ve toplumda antibiyotik direncinin artışına neden olduğu için yeterince tehlikeli bir durum. Aort anevrizması ve yırtılmalarına yol açabileceğine yönelik bilgiler çok yeni olsa da ölümcül riskleri bakımından ciddiye alınması gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. İhsan Bakır, florokinolon grubu antibiyotiklerle ilgili 2017 yılında Sağlık Bakanlığı’nın da bir uyarı yayınladığına dikkat çekerek, “Bakanlığın yayınladığı uyarıda bu grup antibiyotiklerin kas iskelet sistemi üzerindeki ciddi yan etkileri üzerinde durulmuş ve basit enfeksiyonlarda kullanımında sakatlığa varabilen bu risklerin, tedaviye yönelik yararların önüne geçebileceği vurgulanarak ilk seçenek tedavi olarak düşünülmemesi gerektiği belirtilmişti. Bu yeni çalışmalar da gösteriyor ki kalp damar sistemi açısından riskleri de var” diye konuştu.

‘KAS HÜCRELERİNİN DNA’SINI DEĞİŞTİRİYOR’

JAMA’da konuyla ilgili yayınlanan en son araştırma, Baylor Tıp Fakültesi’nden Kalp Akciğer Cerrahisi Anabilim Dalı ile Kalp Damar Araştırma Enstitüsü ve Texas Kalp Enstitüsü’nden Kalp Damar Cerrahisi Bölümü ile Kök Hücre Araştırma Birimi’nden bilim insanları tarafından ortaklaşa yürütülen bir çalışma. Fare deneylerine dayandırılan çalışmaya göre bu etken maddeli antibiyotikler, hücrenin çekirdeği ve mitokondriyal DNA’sında hasara neden olarak birçok olumsuz reaksiyonu başlatıyor. Bu reaksiyonlar da hali hazırda aort anevrizması bulunan farelerde anevrizmanın yırtılmasına, aort anevrizmasına yatkınlığı olan yüksek tansiyon vb bulguları olan farelerde ise aort damarının incelmesine, balonlaşmasına yani anevrizma oluşumunun tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. İhsan Bakır, “Tansiyon hastalarının zaten damar civarı incelmiş oluyor. Yani bu hastaların aort anevrizmasına yatkınlığı zaten yüksek. Bir de üzerine bu ilaçların kullanımı, yırtılmaları yani ölümcül anevrizma kanamalarını tetikleyebilir. Araştırmaya göre bu grup antibiyotikler, riski iki katına çıkarıyor” uyarısında bulundu.

‘AİLE HEKİMLERİ VE ACİL HEKİMLERİ DE ÇOK DİKKATLİ OLMALI’

Hastaların zaten doktor kontrolü olmadan antibiyotik kullanmaması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Bakır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hekimler de enfeksiyon bulgusu ile gelmiş hastaya antibiyotik başlamadan önce mutlaka antibiyogram yapmalı ve ona göre antibiyotik yazmalı. O an bu imkan yoksa ailede ve hastanın kendisindeki risk faktörleri sorgulanmalı. Hastanın kendisinde veya ailesinde yüksek tansiyon, diyabet, ani ölüm, aort yırtılması, aortta balonlaşma (anevrizma), tansiyona bağlı inme, tansiyona bağlı beyin anevrizması, bayılma, aort yetmezliği gibi öykülerden herhangi biri dahi olsa,birincil tercih florokinolon grubu bu antibiyotikler olmamalı. Başka seçenek yoksa da hastalar bu antibiyotikleri kullanırken yakından takip edilmeli.”

‘NADİR AMA ÖLÜMCÜL’

Prof. Dr. İhsan Bakır, aort anevrizması yırtılmalarının her 100 bin kişinin 5’inde, yani nadiren görülse de bu vakaların yüzde 40’ının daha hastaneye ulaşmadan öldüğünü belirtti ve “Hastaneye ulaştırılabilen hastaların yüzde 50’si ise ilk 48 saatte kaybediliyor. Erkeklerde kadınlardan iki kat daha fazla görülüyor. Akut (ani gelişen) hasta grubunu genellikle 50-55 yaş grup oluşturuyor. Kalp yetmezliği bulguları, göğüs ağrısı,şiddetli sırt ağrısı ile seyrediyor. Hastalar genellikle ‘Çok şiddetli, yırtılır gibi ağrım var’ diye başvuruyor” dedi. – İstanbul

Türk doktorların ameliyatını dünya izledi

İstanbul Mehmet Akif Ersoy Hastanesi’nde uzaydaki astronotları ameliyat etmek için ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından geliştirilen robotik cerrahi yöntemiyle 2 hastaya operasyon yapıldı. 8 saat süren ameliyatı tüm dünya canlı yayında izledi. Antalya’daki Uluslararası Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi’ne (KKVC) 50’ye yakın ülkeden katılan bin 500 doktor Türkiye’de ilk kez bir kamu hastanesinden iki hastaya robotik cerrahiyle yapılan açık kalp kapakçığı değişikliğini takip etti.  Haberin devamı için tıklayınız

Robotlu ameliyat ile ömür boyu ilaç içmekten kurtuldu

Yasemin Saka 38 yaşında, 2 çocuk annesi bir ev kadını. Saka, çocukken geçirdiği basit bir boğaz enfeksiyonu sonrasında kalp kapaklarının fonksiyonunu kaybettiğini öğrendi. Uzun süre ilaç tedavisi uygulanan Yasemin Saka’ya, halsizlik, nefes darlığı, ayaklarında ve kollarında şişme şikayeti ile başvurduğu hastanede acilen ameliyat olması gerektiği söylendi. Saka, ömür boyu kan sulandırıcı ilaç içmekten ise Mehmet Akif Ersoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan robotik cerrahi operasyonu ile kurtuldu.

Haberin devamı